“İlk senem, New York'a ilk adım attığımda çok heyecanlıydım. Doğrusu nereye geldiğimden pek haberdar değildim. New York'ta olduğumu ümit ediyordum ama beni getirip de İstanbul’da iş merkezlerinin olduğu Maslak'a bırakmış olmalarından korkuyordum. Aynen Köyden şehre göç hikayelerinde Berlin'e geldiğini zanneden garibanın İstanbul’da bir tepeye bırakılması gibi...Bakıyorum binalar var uzun...Kara kara adamlar...E, maslak da gökdelen var siyahlar yok; Tarlabaşında siyahlar var gökdelen yok...Dedim o zaman biz New York'tayız...Hani kültürel şok derler ya, doğrusu ben ilk günlerdeki gözlerimin o çevreye, o insanlara alışma sürecinden sonra pek de bir şey hissetmedim. Zaten İstanbul gibi büyük bir şehirde yaşayan bir insanın hayatı orda yaşayan bir insandan detaylar haricinde bence çok da farklı değil.”
Ceren Eryiğit, Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat 3.sınıf öğrencisi. Ceren Work and Travel programına 2007 ve 2008 yazında iki kez Advis’le katıldı, aynı şehre gitti ve aynı firmada çalıştı. Hatta bu yıl programa tekrar gidecek ve yine aynı firmada çalışacak.
Ceren, inanılmaz enerjik, pozitif ve sosyal bir öğrencimiz. Arkadaşları arasında çok seviliyor ve inanılmaz enerjisi ile tanınıyor. Çalıştığı yerde Ceren'i çalışkan, işine sadık, güleryüzlü, işinde son derece başarılı biri olarak biliyorlar. Öyle ki Ceren, bu yıl çalıştığı firmadan superviser'lık teklifi aldı. Kendisini başarısından dolayı kutluyoruz.
Work and Travel programıyla Amerika’nın hangi şehrinde ve hangi iş pozisyonunda çalıştın?
New Jersey’de Wildwood isimli küçük bir turizm merkezinde, Morey’s Piers isimli eğlence parkında “Game Operator”, “Stock Supervisor” ve “Games Supervisor” olarak çalıştım.
Çalıştığın yerdeki görevini kısaca tanımlayabilir misin?
Morey's Piers'ta ilk senemde "Game Operator" olarak çalışmıştım. Parklarımızda bir çok değişik oyun vardı. İlk başlarda değişik oyunları öğreniyor ve farklı oyunlarda çalışıyorsunuz. Siz dilerseniz veya uygun görülürseniz aynı oyunda daha verimli olduğunuzdan aynı oyunda da bazı surelerle devam edebiliyordunuz. Benim en çok içinde çalıştığım oyun, yaklaşık 9metrekarelik kare bir alanda her yüzeyinde su tabancaları olan ve bu tabancaların nişan aldığı yakın hedefleri olan TOP-GLO adlı oyundu. Siz doğru noktaya su püskürttükçe sizin önünüzdeki örümcek adam oyuncağı bir mekanizmayla yukarı çıkıyor ve ilk tepeye varan kazanıyordu. Benim görevim mikrofon yardımıyla müşterileri çağırmak, paralarını toplamak, onlara kuralları anlatmak, oyunu öğretmek ve oyunu oynatmaktı.

Kazanana ödülü verdiğim gibi yeniden müşteri çağırmaya çalışıyordum. Akşamları aynı oyun içinde iki arkadaş olarak çalışıyorduk. Müşterilerle nasıl konuşacağımız, onları nasıl çağıracağımız bize verilen 4-5 sayfalık eğitim kağıtlarında yazıyordu. Zaten oyunu öğrenme kısmında da sizi bir arkadaşın yanına veriyorlar ya da öğrendiğinizden emin oluncaya dek açıklıyor ve yanınızda kalıyorlar. Kesinlikle çok insancıl, arkadaş canlısı bir iş ortamına sahiptim. Diğer oyunlarımız arasında uzun ve kısa mesafeli basket oyunları, çarkıfelekler, balon patlatmaca, şişe üzerine halka isabet ettirmece tarzında oyunlar vardı.

İlk başlarda oyun operatörü olarak çalıştıysam da, ilerleyen zamanlarda sabahları stock guy dedikleri depo çalışanı olarak çalışmaya başladım. Sakın gözünüzü korkutmasın, depo dediğim, oyuncakları yani hediyeleri kutularından çıkarıp duvara asmak ya da oyunların içini bu peluşlarla doldurmak gibi bir işti. Ve bazen insan aynı oyun içinde durarak sıkılabileceğinden doğrusu benim çok da hoşuma gitmişti. Zaten hiçbir işten korkmanıza gerek yok. Amerika'da ya yaptığınız iş hafiftir ya da zorsa da karşılığını gerçekten alırsınız. Kesinlikle adil bir iş ortamı olduğunu söyleyebilirim.

Bu sene yine oraya Game Operator olarak gittiysem de ilk hafta Stock Supervisor ve 3. hafta sonrasında da Games Supervisor görevine getirildim. Daha önceki seneden gelen deneyimim sayesinde beni bu görevlere uygun görmüşlerdi. Herkesin bu imkana sahip olamayacağını biliyorum ama gerçekten iyi çalışmanız sayesinde ilk senesinde bile bu görevlere gelen arkadaşlar olabiliyordu. Bu sene supervisor olarak görevim kısaca oyunları, operatörleri, depo çalışanlarını denetlemekti. Müşteriler ve operatorler arasındaki sorunları gidermek, değeri yüksek olan ödülleri teslim etmek, paraları toplamak, kontrol etmek, bozdurmak, hangi oyunda hangi ödülün verileceğine karar vermek, manager için gerekli bilgi ve ortamı sağlamaktı. Manager olmadığı zaman yerini devraldığımız vakitler de oluyordu. O zamanlar hangi oyunda kim duracağına o arkadaşlarımızın özellikleri, kişilikleri ve deneyimleri dahilinde karar vermek, molalarını ayarlamak ve iş saatinin yoğunluğunu algılayarak gerekirse isteğe göre daha uzun veya kısa molalar vermek gibi daha sofistike görevlerim de bulunmaktaydı. Her şekilde benim için çok büyük bir deneyim olduğundan seneye de yine aynı görevle Morey's Piers'ta bulunacağım. Bakarsınız bazılarınızla beraber bile çalışabiliriz ve bu da çok güzel olur!!
Çalıştığın firma ve çalıştığın bölgeden bahseder misin?
New Jersey Amerika'nın batısında kalan ortalama ücretlerin diğer bir çok eyaletlere nazaran daha yüksekçe bulunduğu bir eyalet. Wildwood ise New Jersey'in güneyinde kalan, okyanus kıyısında bulunan nüfusu aslında 5.000 olup yazın 250.000'e çıkan yazlık bir Turizm merkezi. Küçük, sevimli, güvenli bir yer. Genellikle orta halli aileler tercih ediyor. Wildwood'tan gidilip görünmesi gereken popüler yerlerin başlıcaları: Philadelphia, Washington, New York, Boston, Atlantic City, Niagara Şelaleri...
Morey's Piers ise aynı sahil üstünde 3 ayrı temalı lunaparkı ve 2 su parkı bulunan bir şirket. Küçük kumarhanesi ve otelleri de cabası...Parklar Wildwood'un uçsuz bucaksız -hayatımda gördüğüm en geniş- plajı üstünde bulunuyor. Wildwood deyince akla gelen Boardwalk'un hemen kenarında bulunan parkta 40 farklı ülkeden bizler gibi 1500 kişi çalışıyor. Çok büyük bir çoğunluğu bizim gibi öğrenci. Hatta bazı Supervisor ve Manager'lar dahi WAT programıyla gelmiş öğrenciler olabiliyor. Boardwalk ise Wildwood'un sahille kenti birleştiren üstünde dükkanları, kumarhaneleri, oyun salonlarını ve restoranları barındıran tahta iskele şeklindeki yol.
Giden tüm öğrencilerin Amerika’da ucuz olması nedeniyle özellikle elektronik alışverişi yaptığını duyuyoruz. Sen de yanında ikinci bir bavulla gelenlerden misin?
İlk sene kazandığım parayla ben gezmek yerine son dolarımı harcayıncaya kadar alışveriş yaptım. Hemen bir saat uzaklıktaki outlet dukkanlarını barındıran Atlantic City sayesinde Turkiyede 270YTL lik Timberland kazağı 8$a, klasik 300YTL lik Timberland Botlarını 30$a, Nike Adidas gibi ayakkabıları ise 40-50$lara aldım. 500YTL civarındaki DKNY saatleri 70$lara bulabileceğiniz, 200YTL civarındaki Calvin Klein parfumleri 50$lara alabileceğiniz muhteşem bir yer. Elektronikler ise ya 3te bir ya da yarı fiyatına. Orda Labour Day diye bir gün kutluyorlar. Zannedersem her Eylül ilk Pazartesi kutladıkları bir günlük bir işçi bayramı. Her yer inanılmaz indirimlere gidiyor..Tüm bu markalarda %50lere varan indirimler oluyor. Zaten Eylül ayı gittikçe ucuzlayan bir aydı benim bulunduğum bölgede.
Bulunduğun süre içinde farklı şehirleri görme imkanın oldu mu? Hangi şehirleri gezdin?
Ben sadece New York'ta iki gün geçirdim, o kadar. Çünkü benim amacım bu zamana kadar alışveriş yapmaktı. Ama arkadaşlarım 150-200$lık 2 gecelik turlarla Niagara Şelalerine gittiler. 3-5 saat uzaklıktaki New York'un 4-5 günde altını üstüne getirdiler. Oradan birkaç saat içinde Bostona gidenler oldu. Zaten Washington ve Philadephia'ya gunu birlik turlar düzenleniyordu. Baltimore'a Baseball maçı izlemeye gidenler olu. Delaware'de outletleri ziyaret edenler de...Ve en güzeli çalıştığım şirket buralara geziler düzenliyordu. Hem çok cazip fiyatlara 40-50$lara hem de arkadaşlarınızla beraber olabilme avantajıyla...Ben ise seneye Eylülde kalan boş vaktimde kendim gezmeyi görmeyi planlıyorum. Ben biraz daha oturyup kendim araştırıp özgür gezmeyi sevenlerdenim.
Programın İngilizceni geliştirdiğini düşünüyor musun?
İngilizcenizi pratik yaparak geliştirmek istediğinizi biliyorum. Çoğumuzun ortak isteği de bu zaten. Bu konuda diyebileceğim, sizin gramer ve kelime bilginiz ne kadarsa oraya kadar İngilizcenizi geliştirebilirsiniz. Toplasam belki iki senede 200 yeni kelime öğrenmişimdir. Unuttuğum kelimeleri hatırlamışımdır. Ya da bir kelimenin doğru kullanım yerini öğrenmişimdir, hatalarımı düzeltmişimdir. En güzeli de aksanımı azıcık olsa da düzeltebildiğimi, onların vücut dillerini öğrenebildiğimi, vurgulama sistemlerini anlayabildiğimi düşünüyorum. Tabi Amerika çok büyük ve çok karışık bir ülke. Hiçbir zaman öğrenemezsiniz, hiçbir zaman tam bilemezsiniz ama ben yine de bu 3er aylık deneyimlerimin beni geliştirdiğini biliyorum. Bir kere o kadar akıcı konuşmaya başlıyorsunuz ki, derslerde hocalarınız şaşırıyor. Ben ingilizce bir bölümde okuduğum için yararını çok gördüm. Artık kitapları okurken çok daha onun İngilizce olduğunu az hissederek okuyorum. Tabi terimlerden bahsetmiyorum ama daha bir doğal geliyor. Her türlü İngilizce konuşulan televizyon kanallarında söylenenlerin %80-90ını anlayabiliyorum. Gitmeden önce bu oran belki %20-30 civarlarındaydı. Hatta yazın sonlarına doğru çok ilginçtir, kendimle içimden İngilizce olarak konuşmaya başlamıştım. Üstelik benim çalıştığım bölgede belki 100tane Türk arkadaşımız bulunmaktaydı. Ama yine de kurduğumuz arkadaşlıklar sayesinde konuşa konuşa İngilizcemi geliştirdiğimi düşünüyorum.

Game operatorlüğünün verdiği müşteriyle konuşabilme avantajı da beni çalışırken geliştiriyordu. Zaten şirkette İngilizce konuşuyorsunuz, çoğunlukla da çalıştığınızdan kendi yaptığınız pratik size yarıyor. Tabi bu ne kadar dışa dönük bir insan olduğunuza göre de değişir. İş ortamı dışında arkadaşlarla aynı ortamlarda bulunmaya bakmak lazım. Zaten akşamları partileri eksik olmuyor. Partiler içinde biri tarafından davet edilmenize de gerek yok. O kişiyi tanıyorsanız, gidiyorsunuz. Türkiye’de parti diyince olağanüstü bir şey gibi algılanıyor. Oysaki orda o kadar sıradanlaşıyor ki herkes birbirinden duyarak bir araya geliyor.
Konakladığın yerden biraz bahseder misin? Kim ayarladı, nerede, kaç kişi ile kaldın? Haftada ne kadar ödüyordun konaklama için?
Morey’s Piers konaklama sağlamıyor çünkü Wildwood’da öğrencilerin kalabileceği yerler zaten belli. Morey’s piers bu konuda bize yol gösterdi ve evimizi kendimiz bulduk. Kaldığım ev çatı katıyla beraber 3 katlı bir evdi. İlk katı Ev sahibinindi. Orta katta 5 oda, 1banyo, 1 tuvalet ve üst katta 2 oda, 1 banyo ve mutfak bulunmaktaydı.Orta kattaki odalar 2 kişilik, üst kattakiler 4er kişilikti. Ranza değil, bildiğimiz yatakta yatttık. Benim odam 4 kişiliklerdendi. Odamızda yataklarımız, şifonyerlerimiz, aynalarımız, fanımız ve küçük buzdolaplarımız vardı. Mutfakta Ocağımız, vantilatörümüz, klimamız, mikrodalga fırınımız, televizyonumuz, 6-8 kişilik masamız, tost makinemiz ve pilav makinemiz vardı. Tabaklar, tencereler, tavalar, bardaklar, çatal-kaşık-bıçak takımları da vardı. Odamızda da zaten çarşaf, yastık, yastık kılıfı,battaniye tarzı şeyler vardı. Temizlik malzemeleri, bulaşık deterjanı, tuvalet kağıtları da ev sahibi tarafından konuyordu. Banyo ve mutfak da yine ev sahibi tarafından her hafta temizleniyordu. Kablosuz internet ağımız, balkonumuz ve arka bahçemiz vardı. Haftada birçok yerde olduğu gibi 100$ ödüyorduk. Eylül ayında ise bu 50$a inmişti. Depozito olarak ilk gün verdiğim 100$ı da son günlerimde ev sahibi evimi kontrol dahi etmeden bana geri ödemişti.

Yemek konusunda nasıl hallediyordun? Bu konuda zorlandın mı?
Evde yemek yapma imkanımız olmasına rağmen, ilk başlarda makarna-pilav-çorba-tavuk gibi yemekler yaptıysam da, sonrasında tamamen dışarda yemeye başladım. Çünkü hem zaten yeterince çalışıyorsanız, yemek masrafı size dokunmuyor hem de daha rahat olmak istiyorsunuz. "McDonald's"ta Dollar menu vardı. Menu dediğime bakmayın bir listeden ibaretti. O listedeki tum urunler sadece 1$dı. Çalıştığım yer bana 3.25$a çekler veriyor ve bu çeklerle 6-7$lık menüleri bu sayede indirimle alabiliyordum. Ben çoğunlukla dollar menuden yedim. Çünkü Double Cheese Burger ve Mc Chicken sadece 1$dı. 1$a alabileceğiniz diğer ürünler arasında salata, dondurma, parfait, 2tane Apple Pie gibi ürünler de bulunmaktaydı. İsterseniz pizzacılarda da dilimi 1$dan başlayarak yiyebilirsiniz. Lakin iyi diyebileceğimiz dilimler 2$dan başlıyor. Yine güzel olan çalıştığım parkın restoranlarında çalışanlara indirim yapılmadıydı. İstersek bu sayede kendi restoranlarımızdan da yiyebiliyorduk. Galiba en iyisi ikinci iş olarak bir de restoran işine girişmek, işte o zaman yemeğe de para ödememeye başlıyorsunuz. Pizza ve hamburgerler dışında güzel sandviçler ve makarnalar da yiyebiliyordunuz. Doğru dürüst yemek yemek isterseniz daha pahalıya gelse de etrafta o tarz restoranlar da mevcuttu. Lakin Çin Restoranları ve Meksika Restoranları en iyileriydi benim için. Amerika’da açık büfe Çin restoranları var. Örneğin benim gittiğim öğlen yemeğinde 7$a, akşam yemeğinde ise 10$aydı. Bu ücreti verip karşılığında yengeçler, ıstakozlar, karidesler, köpek balığı çorbası gibi çorbalar, sebze ve et yemekleri, bizdeki pilavın değişiği olan noodle'ları yiyebiliyordunuz. Tatlı kısmında jöle, dondurma, çerezler; meyve olarak ise muz, ananas, mango gibi meyveler bulunuyordu. Kısacası herkese önerebileceğim zenginlikte bir öğün yiyebiliyordunuz. Orada arada sırada yapmak lazım. Yok kendi yemeğimi yapıcam derseniz, mutfakta her türlü alet hırdavat bulunmakta. Etrafta ise her türlü ölçekte marketler zaten dolu ve aradığınız her şeyi bulabiliyorsunuz. Fiyat kıyaslaması açısından bence Türkiye’den ucuza da gelebiliyor. Hele merkezden uzak marketlere gidebilirseniz, fiyatlar inanılmaz bir oranda düşüyor.
Amerika’da kaldığın süre zarfında aklında kalan bir hatıranı Work and Travel’a katılmayı düşünen öğrenci okurlarımızla paylaşır mısın?
Ailelerinizden ilk duyacağınız sorulardan biri, "yavrum orda başına bir şey gelirse ben ne yaparım" olsa gerek. Hemen cevaplayayım. Eğer bu bir sağlık sorunuysa, kendi örneğimi vermek isterim. Geçen sene, gece klubunde dans ederken tamda son şarkıda ayağım burkuldu! Tabi yere yapıştım! Büyük bir acı...! Ne davulu, ayağım fil ayağı gibi şişti!! ilk başta umursamadım, ama ertesi gün çürüklük başlamasıyla ilk önce çalıştığım şirketin doktoruna gittim. Sonra da oyunlardaki en yüksek merci olan Director'ımız beni kendi arabasıyla 20dk uzaklıktaki hastahaneye, üstelik iş saatlerinde götürdü. Sigorta bilgilerimi ve fotokopisini aldıktan sonra, röntgenlerimi çektiler ve ayağıma alçı yapıp elime de değneğimi verdiler. Kıkırdağımdan parça kopmuştu. Hertürlü tavsiyenin yazdığı bir kağıt verdiler ve yapmam gerekeni söylediler. Masraflarla ilgili olarak sponsor şirket ve sigorta şirketiyle iletişime geçecekklerini, bana ödetilecek olan faturanın da evime gönderileceğini söylediler. Hem Amerika hem Türkiye adreslerimi aldılar. Normalde fatura 1300$dı. Amerika’da sağlık işleri çok pahalı. Lakin sigorta ile bana en az 100$ ödetmeleri gerekirken bana hiçbir fatura gelmedi. Üstelik bu sene hastahaneye sorduğumda evet o kural gereği olan en az 100$ ödetmeyi bile yapmamışlardı. Sigorta tamamen ödemişti. İlginç olan orda benim bu sorunumun sarhoş olduğumdan kaynaklandığını iddia edebilirlerdi. Ben hayatımda bir damla içki içmedim ama inanmazlardı. Öyle veya böyle kendi gözlerimle gördüm, sigorta gerçekten çalışıyor.
Amerikalılarla ilgili gözlemlerinden bahseder misin?
Oranın insanlarından bahsetmek gerekirse, Amerikalıların da iyisi de var kötüsü de. Bir kere Work and Travel'a katılan herkesin oradaki kültürü, yaşamı bilememesinden kaynaklanan bir macerası oluyor. Başınıza gelen her deneyim zaman içinde size hoş anılar olarak gelse de o ara canınızı sıkabiliyor. Örneğin daha ilk gün, New York'a ilk adımımızı atmışız, durduk yerde hiç gereği yokken bir adama güvenmem sebebiyle 100$ ımı kaptırmıştım. Tabi dakka bir gol bir, ben bu ne ya diye dolaşıyorum etrafta.Zannediyorum ki tüm Amerika böyle. İlerleyen günlerde zaten çalıştığım her gün için 100$ kazanmaya başlamıştım. Dolayısıyla çok da üzülmeme gerek kalmamıştı. Hele o deneyimim sonrasında gördüğüm tüm iyilikler bana gerçekten iyi bir ders